28 Temmuz 2012 Cumartesi

Lezzet Dolu Serüvenler 2012 - Fotoroman tadında vol.1


Sizin “tatil”den kastettiğiniz nedir? Yatak+kahvaltı, herşey dahil, kamp, mavi yolculuk, havuz, deniz... vb. Hangisi? Takip edenler biliyor, geçen sene de paylaştığım gibi ben nerede uyandığımı unutuncaya kadar gezmeyi seviyorum. Bazen 9-10 gün içinde o kadar çok gece farklı yerde kalmış olabiliyoruz ki, hangi ilde, hangi otelde olduğumu unutuyorum. İşte o gün, o an onca kilometreye, dağa-tepeye rağmen dinlenmiş olduğumu farkediyorum çünkü sorgusuz-sualsiz, dünyevi dertler zihnimi ele geçirmeden gezmiş ve kafamdakileri boşaltmış oluyorum. Bu arada bu sene öğrendim buna günümüzde “aktif dinlenme” diyorlarmış, her şey dahil bir tatil köyünde tüm gün yatarak dinlenmeyi nasıl adlandırdıklarını inanın çok merak ediyorum.



Geçen sene 1.400 km, bu sene 2,000 kusür... Artık her seyahatimizde gerek “blog”dan gerekse “facebook”tan bildirdiğim gibi “lezzet dolu serüvenler” peşinde koşmaya ve yazmaya devam ediyorum. İlk durağımız Bodrum ve her nedense son 4 senedir aile kucağı, baba ocağı olan Bodrum’dan onca güzel sofraya rağmen tek bir fotoğraf yok! Telafi etmek için tekrar gitmek durumundayım artık, ne yapalım?


3 günlük Bodrum molamız, aile ile hasret gidermek, arkadaşlar ile eğlenmek, “beach”lerdeki eğlence hallerine afallamak arasında bir yerlerde tükenip, su gibi geçti... 


Ama siz siz olun, Bodrum'a geldiğinizde; tarihi Yunuslar Karadeniz Pastanesi'ne uğramadan, Bitez ve La Sosta Marina dondurmacılarında dondurma yemeden eve dönmeyin!


Sonrası meçhul tatilimize Bodrum’daki son gecemizde sabaha karşı karar verdik ve Fethiye’ye doğru yola çıktık desem, ne kadar plansız ama bir o kadar da planlıymış gibi bir tatil yaptığımıza inanır mısınız?

Fethiye – Yacht Classic Otel, Ölüdeniz, Kayaköy ve Hilmi Restaurant

Fethiye’ye çocukken gidip, gitmediğimi adam akıllı hiç hatırlamadığım için bu sene ziyaret etmek istedim. Herkes gibi değil benim yaklaşımlarım, mesela Ölüdeniz; merak ediyordum denizin iki tarafı da aynı tuzlulukta mı, kaldırma kuvveti, ısısı, berraklığı aynı mı? Dalga geçmiyorum, garip bir insanım ben; nitekim sıcak, bulanık ama mucizevi bir güzellikte, hafızaya kazınası öğeler var o dağın ardında (Babadağ'dan atlamama izin çıkmamış olsa da). Ama bundan sonra ben ne zaman Weather Girls'den “it’s raining men” dinlesem, orada Ölüdeniz gelecek gözlerimin önüne, bilmem anlatabildim mi?


Otel ve restaurant’a gelince, tatilimizi sürekli “tripadvisor” ve “booking.com” ile yönettiğimiz için iyi ki denk geldi de yer bulduk diyebilirim ve kesinlikle tavsiye ederim. Oda fiyatları için booking.com’daki sayfasını inceleyebilirsiniz. Ama konforlu odaları, zengin kahvaltısı, ağırlıklı orta yaş üzeri yabancılar yatları ile gelerek konakladıkları için sakin, sessiz, dinlenilesi bir yer olduğunu söyleyebilirim. Kitabınızı alın ve arkanıza yaslanın, günün tadını çıkarın, özeti budur.


Ve Hilmi! Çıtayı yükseltti, damağımızda kalan lezzetler arasında her bir parça mezesi, salatası ve balığıyla derin bir yer edindi... 


Balık pazarı” olarak adlandırılan bir avlunun orta yerinde; nezih, temiz, kibar personelleri olan, restaurant sahiplerinin bizzat masalar ile ilgilendiği, pırıl pırıl bir mekan! 


Güzel olan ise balığınızı avlunun orta yerindeki balıkçılardan bizzat alıp, Hilmi’ye teslim etmeniz ve nasıl yemek istediğinizi belirtebilmeniz. (İzmirliler bilir, Güzelbahçe’de böyledir ve favorim Ümit’tir!) 


Yediğinize içtiğinize göre, balık dahil adam başı aşağı yukarı 70-120 TL arası bir hesapla ayrılabileceğiniz bu mekanı da “”trip advisor”dan bulduk, buyrun diğer yorumları da okuyun...


Kayaköy ve Fethiye Arkeoloji Müzesinde ise her tatil olduğu gibi tarihi eser görme merakımızı giderdikten sonra facebook’tan aldığım tavsiyeler üzerine soluğu sac böreği yapan mekanda aldık! 


Seneye güzergahı sizlerle önceden paylaşacağım ve tavsiyeleri daha gitmeden madde madde sıralayacağım, zira yerel mekanlar keşfetmek, yeni tatlar ile tanışmak harika bir deneyim oluyor! 


Bahsetmeden geçemeyeceğim, Fethiye Arkeoloji Müzesi’ndeki tüm heykelleri son dönemde artan depremler sebebiyle korumaya almışlar, fotoğraflarımda hoş gözükmese de, öngörü sahibi olmaları sebebiyle kendilerini tebrik etmek gerek.


Ne yalan söyleyeyim Fethiye kaldı aklımda, seneye belki oradan başlarız yola sonra ver elini Antalya...

Sıcaklar, İstanbul trafiği, bisiklet hevesi, iş-güç derken bir hayli uzak kaldım yine blogumdan, dönmek gayretindeyim, daha sık yazmak için fırsat yaratma çabasındayım! Mesela bu yazıyı bu sabah, Kozyatağı – Dikilitaş arasında trafikte geçirdiğim bir saatte yazdım. Anlatabildim, değil mi ne kadar da gayretliyim!

Takibe devam, “lezzet dolu serüvenler” devam edecek, en kısa sürede Kuşadası, Cunda ve Bursa’dan oluşan 2. bölüm ile karşınızda olacağım...

Her gün tadı damağınızda kalan, keyifli günler dilerim.

8 yorum:

vişnap dedi ki...

Canım ne güzel yazmışsın adeta kendimi o güzel mekanlardaymışcasına hissettirdin bana tatilini.Nasipse benim de tatilim Karadeniz'in yaylalarına olması tek isteğim.Sevgiler..

tosbagalar dedi ki...

Tam da benim tercih ettiğim bir tatil, eğer bizde otelde uzun süre kalacak isek otelden sabah çıkar tarihi turistik yerleri gezer geliriz. En güzeli bu

EsEr dedi ki...

Birden Eylül ayındaki bir haftalık tatilimi, rutin yazlık yorgunluğu yerine, şu senin aktif dinlenme modelini uygulayarak mı değerlendirsem diye geçirdim içimden. Valla süper olur. Hatta senin rotayı bile kullanabilirim.
Evet, evet kesinlikle..

Bir Dut Masalı - nUnU dedi ki...

Tabii onlar bilmiyor ki , bende kadikoy- avcilar arasi resim yukleyip yaziyorum :))))))))
Tam sehirlerarasi yani :)))

Emegine gonlune sagli harika kareler..
Hosgeldin :)))

Deli Anne dedi ki...

ah Fethiye. çok severim kendisini:)

Adsız dedi ki...

I have wanted to post something like this on my site and you have given me an idea. Cheers.

Oglak Kizlari dedi ki...

ohhh...

darısı başıma.

çiğdem

Asortik Krep dedi ki...

Nokta atışı olmuş gerçi ama bir daha gelişinizde çeşitli tavsiyelerde bulunabilirim :))

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...